GüncelMakaleler

SÖYLEŞİ | “Devrim Hedefi Olanların Halk Saflarındaki Dinamiklerle Sıkı Bir Şekilde Birleşmesi Zorunluluktur!”(2/3)

Komünistlerin birleşik mücadeleye, ittifaklara ve eylem birliklerine bakışına ilişkin konuşan Özgür Aren'in söyleşisinin ikinci bölümünü yayımlıyoruz.

İttifaklar, eylem birlikleri, halkın birleşik cephesi, HBDH ve pek çok konuda soruları yanıtlayan Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist Merkez Komite Siyasi Büro Üyesi Özgür Aren, tkpml.com‘da “Devrim Hedefi Olanların Halk Saflarındaki Dinamiklerle Sıkı Bir Şekilde Birleşmesi; Düşman Saflarındaki Gelişmeleri Doğru Ele Alması Zorunluluktur!” başlıklı söyleşide sürece dair konuştu.

Söyleşinin ikinci bölümünü güncelliğinden dolayı yayımlıyoruz.

– HBDH’ye gelirsek…

– HBDH tam da yukarda sıraladıklarımız üzerinden önem kazanmaktadır devrimci komünistler açısından. Ve tam da bu sebeplerle taktik sürece hizmet eden dönemsel politikanın –toplumda bulunan çelişkilerin seyrine bağlı olarak şekillenmesi gerektiğindendir ki-, Kürt sorununu önde tutan bir yaklaşımla geliştirilmesi ve bunun somut ifadesi olan HBDH’yi örgütlemesi ve her alanda güçlendirmesi zorunludur.

Kürt ulusal sorunu ve HBDH’yi öncelemek, tıpkı başka politik süreçlerde olduğu gibi, geniş yığınların kendi özgül ağırlıkları bağlamında yaşanan çelişki ve çatışmaların ihmal edilmesini doğuran, bu yönde faaliyet yürütülmesini yadsıyan bir sonuç yaratmaz, yaratmamalıdır. Birbirinin karşısına koymanın asla gerekmediği koşullarda, birbirinden kopuk ele almak da bir o kadar yanlıştır.

Bu kopukluğa izin verilmediği durumda da çelişkilerin toplamı olarak görüntü veren tablodaki kesişme, toplanma ve odaklanma noktalarını doğru tespit etmek gerekir.

Faşist rejimin Kürt hareketinin mücadelesini bir “beka sorunu” olarak gördüğü koşullarda, bu mücadeleyle ilişkilenmemek, ortak bir mücadele zemininde buluşmamak tarihsel bir hatadır. Bu açıdan HBDH, Türkiye devrimi açısından önemli bir olanak ve mücadele aracı olarak görülmelidir.

12 Mart 2016 tarihinde kuruluşunu ilan eden HBDH, tarihsel bir adımdır. HBDH’nin ilanı Türkiye Devrimci Hareketi ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’nin mücadelelerini ittifak temelinde birleştirmeleri ve TC faşizmine karşı özellikle silahlı mücadeleyi ön plana çıkartan yaklaşımı nedeniyle son derece önemlidir. Bununla birlikte HBDH’ye katılım gösteren her örgütün kendi sınıfsal temsiliyetine ve çizgisine uygun olarak Birleşik Devrimci Harekete yaklaştığını vurgulamak gerekir. Bu nedenle Harekete katılım sağlayan her örgütlenmenin kendi ideolojik duruşu ve siyasetiyle meseleye yaklaştığını, bu somut gerçekliğin de kendi içerisinde kimi sıkıntılar yaratacağını/yaratabileceğini, “birlik” meselesini ön plana çıkarmak için kimi tavizleri içinde barındıracağını öngörmek gerekir.

Partimiz açısından HBDH’nin üç önemli yönü bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’yle devrimci temelde ilişkilenmek, ikincisi bunu da kapsayan bir şekilde Türkiye Devrimci Hareketi içinde yer alan devrimci parti ve örgütlerle Türkiye Demokratik Halk Devrimi mücadelesinde uzun süreli bir ittifak ilişkisi geliştirmek, üçüncüsü; faşizm koşullarında tüm bu güçlerin ortak hareketinin örgütlenmesi ihtiyacı.

Buradan hareketle altını çizmeliyiz ki; HBDH örgütlenmesi bizim açımızdan “sıradan bir eylem birliği”nin ötesinde faşizme karşı savaşta ortaklaştığımız, birlikte yürüme iradesini gösteren bütün parti ve örgütlerle ortak düşmana yönelmenin somut adıdır. Dolayısıyla HBDH, coğrafyamızda devrim mücadelesinin geliştirilmesinin bir adımı olarak da görülmektedir.

HBDH’de yer alışımız, partimizin halk sınıflarının asgari ortak programı olan demokratik halk devriminin anti-emperyalist, anti-feodal, anti-faşist, anti-ataerkil çizgisinde güncel hedef ve taktiklerin, stratejik hedeflerle birlikte ele alınmasının ürünüdür.

Partimiz stratejik hedeflere ulaşabilmenin yolu olarak, HBDH örgütlenmesinin günümüzün devrimci platformunu-ittifakını oluşturduğu görüşündedir. HBDH’ı, HBC siyasetini hayata geçirebilmesinde önemli bir ön adım, faşizme karşı mücadele içinde olan devrimci yapılarla uzun süreli bir ittifak olarak değerlendirmektedir.

Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi ve devrimci örgütlerle oluşturduğumuz HBDH, somut koşullarda başta ulusal sorun olmak üzere bir dizi meseleye yanıt olma, aynı zamanda bunu da içine alacak şekilde faşist diktatörlüğe karşı devrimci bir odak oluşturma noktasında önemli bir yerde durmaktadır.

Ancak her birliktelik gibi HBDH de kendi içinde kimi çelişkileri barındırmaktadır. Bu ise işin doğası gereğidir. Önemli olan bu çelişkileri nasıl ele aldığımız, “birlik” yönünde mi yoksa “parçalanma” yönünde mi yaklaştığımızdır. Asolan tali noktaları değil birlikteliği öne çıkarmaktır. Bu yaklaşım “birlik-mücadele-daha üst birlik” olarak formüle edilebilir.

Tali noktaları değil esas noktaları ön plana çıkarmak ve faşizme karşı savaşmak isteyen, mücadele edenleri kısa ya da uzun süreli eylem birliği-ittifak temelinde birleştirmek önemlidir. Bu siyaset, devrimci bir siyasettir.

Devrimci ulusal hareketlerle ilişkilenme, ittifaklar kurma vb. konularda önümüzde bir engel yoktur.

Partimiz açısından HBDH örgütlenmesi, Halkın Birleşik Cephesi’ne karşılık gelmemekte, onun kurulmasına da hizmet eden bir politik yaklaşımla taktik bir ittifak olarak ele alınmaktadır.

O halde ülkemizde ister “eylem ve güç birliği” ister “cephe” olsun ilk önce üzerinde anlaşmamız gereken böyle bir yapının Türkiye’deki savaşın nitelikleri ve güç dengeleri dikkate alındığında gerekip/gerekmediği, bizim içinde olup-olmamamız veya nasıl ilişkilenmemiz gerektiğinin saptanmasıdır. Yani önemli ya da belirleyici olanı, genel ya da soyut düşüncelere göre değil, somut koşullara göre belirlemeliyiz.

– Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’yle ilişkilenmemeyi hareketin “reformist ve tasfiyeci” olmasına bağlayan anlayışlar var… Bu tür değerlendirmelerin ortaklaşmada etkisi nedir?

– Ulusal Hareketin bırakalım devrimci olmasını reformist bir çizgi izlemesi halinde dahi onunla ittifak politikası –koşullara bağlı olarak– gerçekleştirilebilir. Hareket –hangi hareket olursa olsun– reformistleştiği oranda somut koşullardan hareketle bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu noktada Komintern, “reformist ulusal hareketlerle” ilişkilenme konusunu –belli şartlarla birlikte– mümkün kılan bir yaklaşım sergilemektedir.

Evet, günümüzde Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’yle ilişkilenmemeyi, onunla ortak zeminlerde bir ittifak içine girmemeyi, hareketin “reformist ve tasfiyeci” olmasına bağlayan anlayışlar vardır. Sosyal şoven kimi anlayışların Kürt hareketini “milliyetçilik” ve “emperyalizmle işbirliği” gibi değerlendirmelerinin dışında, bu türden yaklaşımlara verilecek Kürt Hareketi’nin devrimci ve komünist harekete yaklaşımında görülebilir. Her şey bir yana Rojava Devrimi pratiği ortadadır.

Günümüzde Kürt Hareketi’nin devrimci bir zeminde durması, onunla ilişkilenmenin, ortak mücadele mevzilerinde faşizme karşı mücadele etmenin gerekliliğini ve zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

Halihazırda Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi ile ilişkilenmede bir zemin yakaladığımız ve birlikte hareket edebilmekte bir mesafe kat ettiğimiz bir gerçektir. HBDH ile bu ilişki somut bir örgütsel forma kavuşmuş durumdadır.

Ulusal Hareket’in demokratik muhtevasının desteklenmesi ve bu desteğin demokratik her türlü hakkın savunulması biçiminde ele alınmasının yetersiz bir ele alış olduğu açıktır. Mesele sadece destek politikasıyla tanımlanmamalı, aktif olarak savaşın tarafı olduğumuz bilinciyle ele alınmalıdır.

Öte yandan herhangi bir muğlaklığa izin vermemek için komünistler açısından ittifaklar sorununun ideolojik-ilkesel bir sorun olarak görülmediği, siyasal mücadelenin taktiksel bir sorunu olduğunu vurgulayalım. Buradan hareketle ittifaklar sorunu her türlü basmakalıp formülün dışında, anın objektif ve subjektif somut koşulları içerisinde değerlendirilir.

Ayrıca sadece halk saflarında değil, düşman kamplarda yaşanan çatışmalar da proletaryanın iktidar mücadelesinde önemlidir ve dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla devrim diye bir hedefi olanların hem halk saflarındaki dinamiklerle sıkı bir şekilde birleşme, hem de düşman saflarında gelişmeleri doğru bir şekilde ele alması gerekir.

Bizler ittifaklar meselesine ülkemizin somut koşullarından hareketle yaklaşmaktayız ve var olan somut koşullarda Türkiye devrimi için Kürt ulusal mücadelesiyle ilişkilenmek, çeşitli zeminlerde ittifak ilişkisi geliştirmek zorunludur.

– O zaman, sizin için uygunsa, konuyla da ilgisi bağlamında partinizin ulusal sorun konusundaki görüşlerinden de kısaca bahsedelim mi?   

– Partimiz, ulusal sorun dahil her türlü sorunu devrim perspektifi içerisinde ele almaktadır. Emperyalizm ve proleter devrimler çağında, ulusal sorun dahil her türlü sorunun gerçek ve nihai çözümü, proletarya önderliğinde olacaktır. Proletaryanın önderlik etmediği çözümler, geçici kalmaya mahkumdur ve de yeni anlaşmazlıkların tohumlarını içlerinde barındırırlar.

Bu nedenle, yarı-sömürge ve sömürgelerde ulusal sorunlar da dahil, demokrasi sorunlarının çözüme kavuşturulması proletaryanın görevleri arasındadır.

Emperyalizm ve proleter devrimler çağında, ulusal sorunun bir iç mesele olmaktan çıkarak dünya meselesi haline gelmesi, bu sorunları proleter sosyalist dünya devriminin bir parçası haline getirmiştir.

Bu, kimin önderlik ettiğinden bağımsız olarak böyledir. Ancak proletaryanın önderlik etmediği ulusal sorunlarda dahi bu hareketlerin yöneldiği milli baskının sorumluları ile proletarya önderliğindeki demokratik devrimin yöneldiği gerici güçler (emperyalist-feodal-faşist güçler) aynıdır.

Ulusal sorunun çağımızda proletaryanın nihai olarak çözmesi gereken bir sorun haline gelmiş olması, sorunun proletaryanın önderliği dışında ortaya çıkmayacağı, gelişmeyeceği anlamına da gelmez.

Proletaryanın önderlik etmediği bütün ulusal hareketler son tahlilde milli burjuvazinin önderliği altında gelişen ulusal hareketlerdir. Bu ulusal hareketlerin sınıfsal bileşeni, hareketin devrimci dinamiği açısından önemlidir. Fakat milli burjuvazinin bizzat başlatmadığı ve örgütsel katılımının çok düşük olduğu durumlarda dahi hareketin ideolojik önderliği milli burjuvazidir.

Proletaryanın önderlik etmediği ulusal hareketlerin ikili niteliği de buradan kaynaklanır.

Ulusal sorun dediğimiz, nihayetinde haklar ve statü sorunudur. Adı üstünde sınıfsal bazda çözülecek bir sorun değildir. Nihai çözümünün sınıfsallığa bağlanmış olması onun kendisi açısından ara “çözüm”ler üretmesinin önünde engel değildir. Örneğin çağımızdaki ulusal sorunların bazıları emperyalist müdahalelerle “çözüm”e kavuşturulmuştur. Ulusal sorunun demokratik hakların güvencesi ve kendi pazarını oluşturma bağlamında esas olarak yöneldiği devlet kurma talebi yine farklı örneklerdeki “özerklik” tercihi ile başka bir aşamaya taşınabilir olmuştur. Zira başta dil olmak üzere toplu karakterdeki kültürel haklar, politik statü ve örgütlenmenin sağlandığı koşullar ulusal ölçütler bakımından “ileri” bir noktayı tarif etmektedir.

Burada bizim açımızdan belirleyici olan, ulusal sorun bağlamında Ulusal Hareketin değil devrimci komünistlerin ne yaptığıdır.

Bu açıdan baktığımızda Kaypakkaya’nın açık ve net ifade ettiği görev, coğrafyamızda hayata geçirilememiş, proletarya ve onun öncüsü sürece yanıt olamamıştır. Bu durum, Kürt ulusunun kendi önderliğini yaratarak ulusal özgürlük mücadelesi yürütmesini doğurmuştur.

Gelinen aşamada sadece T. Kürdistanı’nda değil dört parçada örgütlenen ve mücadele eden bir ulusal özgürlük hareketi ortaya çıkmış ve süreç içinde savaşla birlikte TC rejimini her alanda zorlayan, sıkıştıran bir muhtevaya bürünmüştür.

Kürt sorununun gelinen aşamada rejimi her açıdan zorlayan rolü, beraberinde faşist diktatörlüğün, savaş ikliminden beslenme yoluyla kendisine meşruiyet yaratma çabalarından, sınıf mücadelesine müdahale pratiklerindeki yöntem ve taktiklerine kadar “belirleyici” bir “düşman” olgusu yaratmış durumdadır.

Öyle ki rejim, Kürt hareketinin sadece ülke içindeki mücadelesini değil, sınırları dışındaki kazanımlarını, mevzi elde etmesini de kendi varlığı açısından bir “beka sorunu” olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla Kürt sorunu dediğimizde şiddetli ve sarsıcı biçimde etkileyen bir sorundan söz ettiğimiz bilinmelidir.

– “Kaypakkaya’nın açık ve net olarak ifade ettiği görev” dediğiniz nedir?

– Kaypakkaya, “Kürt emekçilerinin haklı tepkisini proletarya önderliğinde birleştirmek”ten bahsetmektedir.

Bu, komünist hareketin görevidir. Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’nin günümüzde milli baskıya karşı olmak önceliğinde faşizme karşı mücadelesiyle birleşmeyen ya da bu hareketin “komünist, devrimci olmadığı ulusal karakterde bir hareket olduğu” gerekçesiyle bırakalım “birleşmeyi”, şu veya bu nedenle uzak duran her hareket, isterse adı komünist olsun en başta Kürt emekçilerinin Türk işçi ve emekçilerine karşı güvensizlik duymasına yol açacaktır ve açmaktadır.

– Bu görevi nasıl somutluyorsunuz?

– Kürt ulusal sorunu, hem T. Kürdistanı hem de diğer parçalarda yaşanan savaş ve gelişmeler sayesinde doğurduğu sonuçlardan kaynaklı olarak, faşist rejimi dikey ve yatay düzeyde kesen özellikleriyle, ağırlık taşıyan bir olgu haline gelmiş ve halk savaşının esas mücadele alanını kaplayan boyutuyla da sınıf mücadelesinin geleceğine/kaderine ciddi derecede etkide bulunacak bir özellik kazanmış durumdadır. Bu gerçeklik bir çıkış noktası haline getirilmeden ileriye doğru yürümenin mümkün olamayacağı görülmek zorundadır.

Sorunun sistemin ana payandalarına bağlanan zincirleri, sınıf mücadelesine fena halde dolanmış bulunmaktadır. Devrimci komünistleri, Kürt ulusal sorunu ile ilgili tavırlarını gözden geçirmeye, pratiklerine özeleştirisel yaklaşmaya, Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi ve somut olarak HBHD ile ilişkilenerek soruna dair özel bir politika belirlemeye iten esas neden budur.

Ağırlığını giderek artıran karakteriyle, bu sorun ekseninde büyüyen çelişkiler yumağı, diğer alanları da etkisi altına alan bir derinlik yaratmış ve sistemi tehdit eden bir “öncelik” statüsüne taşınmıştır. Bu, hakim sınıfların bütün programlarına açıkça akseden, bütün pratikleriyle dolaylı ya da dolaysız biçimde kesişen boyutlarıyla böyledir.

Gelinen aşamada Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi, A. Öcalan’ın tutsak edilmesinden sonra bir dizi iç tartışma ile beraber, politik hattını “ekolojik, demokratik, cinsiyet özgürlükçü toplum paradigması” olarak ilan etmiştir. Bu politik çizgi doğrultusunda da askeri hattını “öz savunma temelinde ‘devrimci halk savaşı’ stratejisi” olarak formüle etmiş durumdadır.

Bu paradigma beraberinde Türkiye Devrimci Hareketi saflarında, Kürt hareketini “reformizm”den “emperyalistlerle ilişkili” olmaya, “milliyetçilik”ten “tasfiyeciliğe” kadar uzanan bir yelpazede değerlendirmeyi de açığa çıkarmıştır.

 

– Bu tür değerlendirmeler yapılamaz mı?

– Elbette yapılabilir ancak bu tahlilleri, hareketle ilişkilenmemeye gerekçe yapanların gerçek sorunu, kendi ideolojik-politik hatlarına güvenle ilgilidir. Yukarıda saydığımız olasılıklar ulusal hareketler ortaya çıktığı andan itibaren zaten vardır ve elbette savaşın ilerleyen her aşamasında yerine ve durumuna göre bu hususlara dikkat çekilmesi, eleştirilmesi, uyarılarda bulunulması vb. devrimci bir görevdir.

Ama ön planda tespit ve eleştirilerimizi tutup, ilişkilenmeme durumu, sorunlu bir yaklaşımın ürünüdür.

Bir yandan Kürt halkının mücadelesi, bunun sınıf mücadelesine kattıkları vb. övülecek, gerilla savaşına, özsavunmaya vb. övgüler dizilecek diğer yandan buna önderlik eden mekanizma sürekli reformizm, emperyalizmle ilişki, tasfiyecilik vb. ile “eleştirilecek” ve “ortaklaşılmayacak”! Burada bir çelişki, sorunlu bir yaklaşım ve kafa karışıklığı olduğu açıktır.

Bir hareketin sınıf hareketi vasfını taşımaması, onu emperyalizme ve yerli gericilere karşı mücadelede tutarlı ve kararlı bir hat izleme konusunda silahsızlandırır, teslimiyete ve tasfiye olmaya daha açık hale getirir.

Ancak onu doğrudan reformist, tasfiyeci ve emperyalist işbirlikçisi yapmaz. Hareketin niteliğinin komünist olmaması beraberinde o hareketin deyim yerinde ise “son noktayı koyamamasını”, dönem dönem gelişen duruma göre yalpalaması olasılığını getirir.

Ancak sürekli bu ihtimali –genel olarak da her hareket için ihtimalleri– gündemleştirmek, “sonu belli” bir harekete güvensizlik temelinde “araya mesafe koymak” ve tüm bunları Kürt hareketiyle ilişkilenmemenin “gerekçesi” olarak öne sürmek doğru değildir. Durum –saydığımız olasılıklar– üç aşağı beş yukarı ne kadar devrimci, ilerici, demokrat yapı varsa onlar için de geçerlidir.

Böyledir diye bu hareketlere karşı “güvensizliği”, “ortaklaşmamayı” önceleyen bir yaklaşım sunmamız ve dayanışma örgütlemememiz, eylem birlikleri yapmamamız, ittifaklar kurmamamız doğru olabilir mi?

Ama durum, ulusal bir hareket sözkonusu olduğunda farklılaşmakta ve hem mesafeli, hem kaygılı bir tavır takınılmakta hem de “öğreten” konumu alınmaktadır.

Bu yaklaşımın arka planında, ezen ulus komünistleri-devrimcileri şekilleniş vardır.

Bizim açımızdan Kürt sorunu, önder yoldaşımızın döneme ilişkin parlak çözümlemelerine, konuya öncelikli kapsamda/ağırlıkta yer vermesine karşın, örgüt olarak içeriden bir yaklaşımla ele alınamamış, buna göre örgütlenme ve konumlanma sağlanamamış, dolayısıyla “uzak bir nokta”ya düşülmüştür. Bu durum, komünistlerin özellikle Kürt işçi ve köylülerinin önemli ve ağırlıklı kesimiyle doğru temelde ilişkilenememesini doğurmuştur. Önce bu gerçekliğin altını çizmek durumundayız.

(Devam Edecek)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu