Güncel

SÖYLEŞİ DİZİSİ-4 | Öncüleşerek ölümsüzleşenler tüm yoldaşlarımızda kurulan iddiaların, fikri ve pratik her sözün karşılık bulduğu kişiliklerdir

Özgür Gelecek Gazetesi olarak Mayıs ayında ölümsüzleşen devrimci önderleri konu edinen söyleşi dizisine Birleşik Devrimci Parti ile devam ediyoruz.

Bilindiği üzere 6 Mayıs 1972’de Ankara’da Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan; 18 Mayıs 1973’te Amed zindanında komünist önder İbrahim Kaypakkaya, 18 Mayıs 1977’de Antep’te Haki Karer;  18 Mayıs 1982’de Amed Zindanında Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner, Ulaş Bayraktaroğlu 9 Mayıs 2017’de Rakka’da IŞID’e karşı savaşırken; ideallerini ardıllarına bırakarak yıldızlaştı.

Birleşik Mücadele Güçleri bileşenleriyle gerçekleştireceğimiz dosya haberde, 71 devrimci çıkışının toplumsal koşullarını, devrimci komünist önderlerin ideallerini ve bugünkü gerçeklik için de nasıl yaşatılabileceğini işliyoruz.

Söyleşimizin 4.’sünü Birleşik Devrimci Parti üyesi Murat Pircan Yaratan ile gerçekleştirdik.

Yaratan, “Denizlerin devrim koşusu, İbrahimlerin düşmana karşı netliği, Dörtlerin 4 kibrit çöpüyle ateşlediği bir halk yangını, Ulaş yoldaşların devrimin mümkünlüğü ve mecburluğu atılımı bizi stratejik temelde bir araya getiren birleşik devrim fikri ile buluşturmuştur” şeklindeki vurgusu ile ” 1 Mayıs’ta olduğu gibi farklı renk ve sloganlarımız ile faşizmi savunmaya kilitlemeli ve nihai darbeyi vurmaya hazırlanmalıyız” vurgusu öne çıktı.

Devrimci önderlerin içinde gelişip olgunlaştığı 68 devrimci gençlik hareketi-kuşağı için ne söylenebilir? O döneme ilişkin sizin nasıl bir değerlendirmeniz olur?

İkinci paylaşım savaşı sonrası oluşan yeni dengeler savaş öncesi süre gelen kapitalizm yapısal krizini “görece” aşılmasını sağlamıştı. Bu zamana kadar süregelen klasik sömürgecilik anlamında hegemonyanın başını çeken İngiltere iken ortaya çıkan hegemonya krizi ABD lehine sonuçlanarak klasik sömürgeciliğin de sonunu getirmiştir. ABD hegemonyası ve yeni sömürgecilik tarih sahnesinde ağırlığını arttırmaya başlamıştı. Kapitalist üretim tarzının ulaştığı aşama sömürgeci biçimlerin de değişmesine  neden oldu.  Bu durum “bağımsız” ulus devletlerin de daha belirgin olmasını koşulladı.

Artık sömürgeci atanmış yöneticilerin yerini emperyalizme tam bağımlı  “yerel oligarşilerin” alması ABD’nin dünya pazarında hakimiyet sağlaması, sermayenin hareket alanın rahatlaması, Asya ve Afrika ülkelerinin Avrupa devletlerinin siyasi denetiminden çıkarılmaya çalışıldığı kısacası ABD’nin emperyalist hiyerarşide en üst oturma ve sömürgeci ülkeleri de siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik olarak biçimlendirme gücüne sahip olduğu bir süreç olarak tarif edebiliriz. Bir diğer yandan ise bu gelişmeler ile iç içe dünyada gerçekleşen devrimlerle yükselen ve yaygınlaşan yeni devrim konjonktürüne bağlı anti-emperyalist, anti-faşist siyasallığın sağladığı kitleselleşmenin artarak eylemli olarak sokakları ve meydanları doldurduğu bir süreç olarak tarif edebilir.

Aynı zaman da bu gelişmeler  ülke içinde de gençlik hareketinin hızla sosyalist ve devrimci kanala yönelmesini sağladı. Daha dinamik, eylemli, toplumsal dönüşümü sağlama adına doğrudan sosyalizm zeminine oturan gençlik hareketi  bu süreçte ön plana çıktı.

Avrupa’da başta üniversite öğrencileri olmak üzere gençlik zemininde boy veren 68 rüzgarı bir bütün olarak Türkiye’de gelişen 68 hareketini doğrudan etkiledi. Yine Türkiye’de  68 hareketi dünyada gelişen Vietnam, Küba, Filistin vb. gelişen anti-emperyalist ulusal kurtuluş hareketlerinin geliştirdiği devrimci mücadeleyle  bağlantılı olarak ideolojik politik bir gelişim seyrine sahip olduğunu söyleyebilir.

68 rüzgarının karakteristik yönü gençliğin devrimci-değiştirici gücüne olan inancın doruk noktasına çıkmasıydı diyebiliriz. Üniversite öğrenci hareketinin gençliğin bütünsel yapısı içerisinde; entelektüel gelişkinlik, yazımsal ve politik imkanlar açısından öncüleşme potansiyeline sahip olduğu pratikte açığa çıktığı bir süreçti. Bu diyalektik ile bağını yakalamak için derinlere dalmaya gerek yoktur.

68 hareketini var eden irade, üniversite öğrencileridir. 71 kopuşu önceleyen tanışma ve tartışma süreçlerinden tutalım da eylemlerin icra süreçlerinde kullanılan mecralara kadar “üniversite” motifi daimdir. 68 Hareketi bu anlamda hem ülke sorunlara dair yeni sorular ortaya koyduğu, hem de mevcut sorunlara dair hem düşünsel hem de pratik düzlemde cevap aradığı ve cevap olma yoluna girdiği bir süreçtir diyebiliriz

Deniz, Mahir ve İbrahim Kaypakkaya’nın bugünkü devrimci, yurtsever hareketin temel sac ayakları,  temel çıkış  ve nirengi noktası olduğu kabul gören bir gerçek. 71 devrimci çıkışı olarak ifade edilen bu çıkışa dair nasıl bir değerlendirmeniz olur?

Zaman ve mekan diyalektiği diye tarif ettiğimiz somut durumun somut tahlili olarak da okuyabileceğimiz bu soru o dönem için farklı yol ve yöntemler ile amaca doğru ilerleyişlerin önünü açmış geliştirici ve öğretici olmuştur. Türkiye devriminin karakteri konusunda savundukları  kimi tanımlamalar, ittifak ilişkileri tayini, kır-kent ayrımları, sınıfa yaklaşımlar vb. farklılık içerse temel de devlet-devrim denkleminin temel belirleyenleri noktasında bir ortaklaşma söz konusudur. Devrim ve sosyalizm mücadelesinin ihtiyaçları temelinde Türkiye devriminin koşullarına uygun bir konumlanmanın da ilk adımları bu süreçte atılmıştır.

71 devrimci çıkışı aynı zaman da doğrudan kendi sağından medet uman düzen içi sol  anlayışına bir itirazdır. Sınıf siyasetini sendikal bürokrasiye hapseden, devrimci siyasal mücadelenin sınırlarını ve meşruluğunu burjuva siyaset sınırlarında gören, kendiliğindenciliğe teslim olmuş, bir devrimcilik anlayışını karşı da ideolojik, politik ve pratik kopuşun da öncülleri olmuşlardır. 71 kopuşu devrim ve sosyalizm mücadelesine stratejik anlamda bir bütünsel yaklaşım sunma arayışının bir sonucudur.

Bu anlamda en temel soruna yani devlet ve devrim sorunsalı yani iktidar soruna dair yol ve yöntem arayışlarının pratik ve politik karşılığı olarak ortaya çıkmıştır. Son kertede devrimci siyasetin düzen içi sol  anlayışından kopuşun tohumları bu süreçte atılmıştır.

Bugün bir tarafta faşist iktidarın ezilenlere dönük tüm saldırıları karşısında mücadeleyi her alanda büyütmeye ve derinleştirmeye çalışan devrim iddiasını sürdüren devrimci öznenin tarihsel  ve güncel konumlanışını sürdüren ve nesnelliğe teslim olmayan bir çizgi diğer tarafta ise devrim iddiasından vazgeçmiş, devrimci öznenin rolünü red eden ve nesnelliğe teslim olan bir anlayış karşı karşıyadır. Tarihsel olarak ikinci anlayış mahkum olmuş ve yenilmiştir.

Mayıs ayı, üç fidanla birlikte aynı zamanda,  İbrahim Kaypakkaya’nın ölümsüzleşmesi, Dört’ler ile Haki Karer’in şehit düştükleri bir zaman dilimini kapsıyor. Bu ayın sizin açınızdan da Ulaş Bayraktaroğlu’nun ölümsüzleştiği bir zaman dilimi kapsıyor. Bir bütün olarak Mayıs ayı şehitleri, birleşik mücadele bağlamında sizin açınızdan nasıl anlam buluyor?

Mayıs ayında ölümsüzleşen yoldaşlarımızın isminde cisimleşen ayrı ayrı kırılma anları mevcuttur. Kimisi sistem ve sistemin tüm tezahürlerinden kopuşun, düşmana karşı netliğin, yoldaşlarına ve mücadeleye can pahasına bağlılığın, kimisi 4 kibrit ile halen söndürülemeyen özgürlük ateşinin kendisi olmuştur. Öncüleşerek ölümsüzleşen tüm yoldaşlarımızda kurulan iddiaların, fikri ve pratik her sözün karşılık bulduğu kişiliklerdir.

Birbirinden ayrı nehirlerde akan ama aynı yerde buluşulacağını bilen önderliklerin koyduğu her pratik birleşik mücadelenin engin denizinde daha da fazla anlam bulmuştur. Denizlerin devrim koşusu, İbrahimlerin düşmana karşı netliği, Dörtlerin 4 kibrit çöpüyle ateşlediği bir halk yangını, Ulaş yoldaşların devrimin mümkünlüğü ve mecburluğu atılımı bizi stratejik temelde bir araya getiren birleşik devrim fikri ile buluşturmuştur.

Bu buluşma devrimci çizgiyi canı pahasına kuran önderlerine bağlı bir şekilde devrimci çizgide ısrar edenlerin sadece  hapishanelerde, mezar başı anmalarında yan yana gelmesine de ayrıca bir itirazdır. Son yıllarda şekillen emperyalist saldırganlığa ve AKP-MHP faşist ittifakının sömürgeci saldırılarına karşı Kürt halkıyla beraber Ortadoğu’nun tüm halklarının önünde göğüslerini siper etmiş onlarca, yüzlerce ölümsüzleşen arkadaşımıza bir borçtur devrimi mümkün kılmak.

Devrim ve sosyalizm mücadelesinin her sahasında emperyalist-kapitalist sistemin önüne dikilenlerin, dayanışma temeline sıkışan bir mücadele hattı örmeleri eksikli olacaktı elbette. Birleşik devrim fikri; önüne çıkan her engeli aşan uslanmaz nehirleri daha da coşturan bir bahar fikridir. Farklı mücadele tarz ve yöntemlerini ortak bir akıllı sevk ve idare etme hamlesidir. Devrime içkin farklı stratejik bakış ve yöntemleri, birbirinden ayrı gelenek ve hareketlerin tüm birikimlerini ortak hedefe yöneltmektir muradımız. Ayrı olmanın dezavantajlı durumunu bir avantaja çevirme niyetidir.

Buradan hareketle, AKP-MHP iktidarının salgınla birlikte geniş emekçilere, Kürtlere, Alevilere, kadın ve LGBTİ+lara yönelik yaşama geçirdiği politikalar karşısında bileşeni olduğunuz BMG’nin de içinde olduğu devrimci, demokratik kurumlar nasıl bir konumlanış almalı?

 

AKP-MHP faşist ittifakının toplumun tüm kesimlerine karşı kesintisiz bir saldırı konsepti başlattığı bir süreçten geçiyoruz. Bu ittikafın kendi güçsüzlüğü ve iç kırılmalarının ayyuka çıktığı bu günlerde, verili durumunu görünmez kılmak ve kitleleri elinde kalan ne varsa onları elinden almak için yoğun bir saldırılar silsilesiyle karşı karşıyayız. İşçilerden, kadın hareketine, toprağını korumaya çalışan köylülerden, doğa talanına karşı çıkan ekoloji mücadelesine, tüm kazanımlarını canhıraş savunan Kürt halkından, asimilasyona teslim olmayan ve faşizme karşı dinamik bir unsur olan Alevilerden, var olmalarına dahil tahammül edilemeyen ama tüm saldırılara karşın “buradayız” diyen LGBTİ+’lara ve iddiaları elinden alındı sanılan fakat nitelik olarak daha güçlü bir kavgayı örgütleyen devrimcilere kadar uzanan bir direniş ekseni ile dağınık ama kararlı bir duruş sergileniyor.

Burada konumlanışımıza dair en berrak örnek 1 Mayıs pratiği olarak gösterilebilir. Pandemi fırsatçılığına, yasakçılığa ve sosyalist hareketin önünde duran önemli sorunlarda biri olan mücadeleye sırtını dönmüş isminde “emek, sol ve işçi” olan bazı sendika ve siyasal hareketlere verilecek en iyi cevap 1 Mayıs yasaklarını yok hükmünde sayan ve 1 Mayıs günü her sokağı işçi sınıfının ve ezilenlerin talepleri ile arşınlayan devrimciler olmuştur.

Bugün birleşik devrim fikrinin örgütlenmesi nasıl stratejik bir zorunluluk olarak partimizin önünde duran bir görev ise bu direniş odaklarını güçlü bir blokta faşizme karşı ortak yürüyüş hattında buluşturmak o kadar elzem bir görevdir.

Birleşik Mücadele Güçleri’nin kendisinde cisimleşen devrimci odak, geniş bir yelpazede tüm direniş odakları ile buluşmalı ve 1 Mayıs’ta olduğu gibi farklı renk ve sloganlarımız ile faşizmi savunmaya kilitlemeli ve nihai darbeyi vurmaya hazırlanmalıyız.

 

Söyleşi Dizisi-3

SÖYLEŞİ DİZİSİ-3 | Mayıs ayı şehitlerinin ayak izlerini takip eden bizler,ortak bir devrimci geleneğin parçalarıyız”

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu